Mutlu olmak hakkında

NOT: Bu yazıyı ne zaman yazdığımı bile hatırlamıyorum ama taslakları temizlemek lazım. Hepsi eski ilişkiler gibidir.

 

Mutlu olmak hakkında bir siteye girdiğinde(ki genelde girilmez) aradığın şeyleri ilk başta görmek istersin.

Nedir insanlara mutluluğu anımsatan?

– Sadelik
– Sıcak renk tonları
– Orada güvende olduğunu hissedebileceği bir yörünge.

Peki biz ne yapıyoruz?

İnsanları bir alışveriş merkezindeymişcesine binlerce renk cümbüşü, reklam ve karmaşık yönergeler içerisinde kaybolmasını sağlıyoruz. Burada temel sorun insanların buradaki her şeye ilgisini çekebilmek ve olabildiğince sitede zaman geçirmesini sağlamaktır. Bu kısa bir süre için akıllıca gözükebilir. Sürümden kazanmak diye bahsedeceğim sanırım bu durumdan. Sürümden kazanma mantığında olabildiğince çok ürünü göz önüne sunar ve olabildiğince ilgi görmesini beklenir. Kafa karıştırır, kavga çıkartır, bazen de göz çıkartır.

Peki bunun devamlılığı için ne yapılması gerekir? Sürekli yeni ürünler ile değişken yapıda bir tasarım. Gelinen her seferinde taze ürün görmek isteyenlere hitap edilir. Peki buradaki büyük sorunu görebiliyor musunuz? Özellikle bir sitede dinamik bir içerik gerçekten çok büyük bir yük oluşturur. İçeriğin olduğu gibi tasarımında belirli aralıklarla değişmesi gerekir. Bu kadar büyük iş yükü üzerinde bulunan bir kuruluş/site gerekli çalışan kadrosu yok ise üzerindeki yük ile kalitesiz iş çıkartmaya ve müşterisini kaybetmeye başlar.

Ancak buradaki temel alınan kitle genel itibarda günlük olarak gelmez. İnsanlar hayatlarının ufak bir parçasında bu kadar hareketliliği severler(Televizyon işini hala anlamış değilim kabul). İnsanlar belirli bir zamanını geçirdikten sonra oturup dinlenirler. Bunu bir kitap okuyarak, müzik dinleyerek ya da ev işi yaparak geçirirler. Burada dikkatin çekilmesi gerektiği yer ise insanlar belirli kalıpları olan düzenliliği seven ve yaptığı işe odaklanabileceği bir görüntüyü sever.

Kitabı ele alırsak; belirli bir sayfa yapısına sahiptir. Belirli bir yaprak türüne sahiptir. Okunabilir olanlar genel olarak mat yüzeyli ve biraz olsun pürüzlü yüzlüdür. Dokunabildiğini hissedebildiğin bir yapı ile hem görme hem dokunma duyuları ile insanlara o güveni verebilmekte yatıyor sanıyorum. Usulca 2 duyuya hitap etmek. Ama bunu saldırı yapmamak lazım. İnsanların işi yapmalarını sağlamak istiyorsak bu işi nazikçe yapılması gerekir.

Bir yudum sıcak şarap

Bir yudum sıcak şaraba hasret kalır gibiyim bu aralar..

Sensizlik vuruyor bazen kalbime ıssız gecelerde.

Yalnızlığım ile başbaşa iken nedeni sensizlikmiş gibi olur her gece

Ve her gece bir yudum daha hasretliğim artıyor sana.

Soğuk geceler de üşür oluyorum bazen,

İçimi ısıtacak bir yuduma hasret kalıyorum tam bu aralar.

 

Geri Dönmek

Bir kere deneyimlediğim radyo programı işini düşündüm hep(Konuk olarak katılmıştım). İnsan kendi başına bir radyo programı yapıyor. Ufak bir odanın içinde kafasında göre parçaları sıralıyor ve kendisinin belirleyeceği şeylerden bahsediyor. Acaba dinleyen birileri var mı? Birilerinin dinlemesi gerekiyor mu ki konuşmak için? Kendi başına olmanın bir şeyleri olabildiğince anlatmanın dayanılmaz güzelliği mi yoksa farkında olunmamasının dayanılmaz acısı içinde mi kıvranılır?

Tüm yaptıklarımız birilerini tarafından beğenilsin veyahut takdir edilsin diye mi yapıyoruz? Yoksa sadece içimizden öyle geldiği için mi? Önemli olan kimin için yaşadığımız mıdır? Dünyayı kurtarmak, dünyada yaşayanları sevdiğimiz için mi yapmalıyız yoksa daha güzel yaşanacak bir yerimiz olmadığı için mi?

Tam da şimdi akla gelen bir soru, ne alakası var arkadaşım geri dönmek ile diyeceksiniz. Duyar gibi oluyorum. Kendim için bırakmıştım buralarda yazmayı. Kimse okumadığını var sayarak uzunca yazdım. Sonra birileri okuması için çabaladım. Sebep?

Her şeyin bir sebebi vardır. Bazı asansörler Türktür. Bazı dolmalar yağ gibi akar. Ve ben geri dönerim. Bakmaya, görmeye değer gördüklerim için geri dönmek gerekiyor.

Kimse unutulmak istenmez

Sanırım özellikle unutulmak istenen birisi yoktur. Ne kadar sevmese de birileri tarafından hatırlanmak, bazen sorunları ile yüzleşemez olduğu bir anda hatırlanmak ister. Boğulmak üzereyken tekrar hayata dönebilmek. Çünkü boğuluyoruz istemeden. Nedenlerini bilmediğimiz şekilde sürüklendiğimiz hayatta boğulmadan duramıyoruz.

Hadi boğulup huzura kavuşalım diye düşünürken aslında kıyıya o kadar uzak olmadığımızı gösterilmesi gerekiyor. Bunu yapabilecek kadar farkında mıyız hayatımızın? Yoksa biz de mi boğuluyoruz hemen kıyıda. Birbirimizi kurtarabilir miyiz ki acaba?

Sanırım hepimiz bir panik içerisinde trafikte, sokakta, evde boğuluyoruz. Ne kadar yakınımıza sokuyoruz ki bizi kurtarabilecek insanları? Hatırlanmak bu yüzden sanırım garibimize gider. Gözlerimizin içine bakabilecek birisini bulabilmek bu yüzden çok zor gelir. Hali hazırda “kendi” suyumuz içinde boğulurken bile başkasına ihtiyacımız olmamasına o kadar önem vermişiz ki. Çok mu aciz bu bedenimiz ya da bu kadar mı yardım bekler ruhumuz?

Askerlik Nire Hemşerim

Askerlik neresi olacak?

  • Çanakkale (16%, 3 Votes)
  • Ankara (11%, 2 Votes)
  • Kütahya (11%, 2 Votes)
  • Konya (5%, 1 Votes)
  • İzmir (5%, 1 Votes)
  • İstanbul (5%, 1 Votes)
  • Erzincan (5%, 1 Votes)
  • Mersin (5%, 1 Votes)
  • Isparta (5%, 1 Votes)
  • Sinop (5%, 1 Votes)
  • Kırklareli (5%, 1 Votes)
  • Kırşehir (5%, 1 Votes)
  • Kilis (5%, 1 Votes)
  • Gaziantep (5%, 1 Votes)
  • Bilecik (5%, 1 Votes)
  • Sakarya (0%, 0 Votes)
  • Tekirdağ (0%, 0 Votes)
  • Sivas (0%, 0 Votes)
  • Muğla (0%, 0 Votes)
  • Siirt (0%, 0 Votes)
  • Muş (0%, 0 Votes)
  • Rize (0%, 0 Votes)
  • Ordu (0%, 0 Votes)
  • Samsun (0%, 0 Votes)
  • Niğde (0%, 0 Votes)
  • Nevşehir (0%, 0 Votes)
  • Tokat (0%, 0 Votes)
  • Batman (0%, 0 Votes)
  • Şırnak (0%, 0 Votes)
  • Bartın (0%, 0 Votes)
  • Ardahan (0%, 0 Votes)
  • Iğdır (0%, 0 Votes)
  • Yalova (0%, 0 Votes)
  • Karabük (0%, 0 Votes)
  • Osmaniye (0%, 0 Votes)
  • Kırıkkale (0%, 0 Votes)
  • Karaman (0%, 0 Votes)
  • Bayburt (0%, 0 Votes)
  • Trabzon (0%, 0 Votes)
  • Yozgat (0%, 0 Votes)
  • Tunceli (0%, 0 Votes)
  • Şanlıurfa (0%, 0 Votes)
  • Uşak (0%, 0 Votes)
  • Van (0%, 0 Votes)
  • Zonguldak (0%, 0 Votes)
  • Aksaray (0%, 0 Votes)
  • Düzce (0%, 0 Votes)
  • Mardin (0%, 0 Votes)
  • Çorum (0%, 0 Votes)
  • Çankırı (0%, 0 Votes)
  • Bursa (0%, 0 Votes)
  • Burdur (0%, 0 Votes)
  • Bolu (0%, 0 Votes)
  • Bitlis (0%, 0 Votes)
  • Bingöl (0%, 0 Votes)
  • Adana (0%, 0 Votes)
  • Balıkesir (0%, 0 Votes)
  • Aydın (0%, 0 Votes)
  • Artvin (0%, 0 Votes)
  • Antalya (0%, 0 Votes)
  • Amasya (0%, 0 Votes)
  • Ağrı (0%, 0 Votes)
  • Afyonkarahisar (0%, 0 Votes)
  • Denizli (0%, 0 Votes)
  • Diyarbakır (0%, 0 Votes)
  • Kahramanmaraş (0%, 0 Votes)
  • Manisa (0%, 0 Votes)
  • Malatya (0%, 0 Votes)
  • Kocaeli (0%, 0 Votes)
  • Kayseri (0%, 0 Votes)
  • Kastamonu (0%, 0 Votes)
  • Kars (0%, 0 Votes)
  • Hatay (0%, 0 Votes)
  • Hakkâri (0%, 0 Votes)
  • Gümüşhane (0%, 0 Votes)
  • Giresun (0%, 0 Votes)
  • Eskişehir (0%, 0 Votes)
  • Erzurum (0%, 0 Votes)
  • Elazığ (0%, 0 Votes)
  • Edirne (0%, 0 Votes)
  • Adıyaman (0%, 0 Votes)

Total Voters: 19

Loading ... Loading ...

Var miyim yok muyum?

Işin ilginci hala bilemiyorum aslında. Nefes alan ben miyim yoksa bana mi öyle geliyor? Her adım attığımda ayağım parçalanacak diye korkarken nasıl koşmami bekliyorsun? Yoksa delice yaşamayi mi seçmek lazım. Tek bir an için ölebilirmiş gibi heyecan ile tutku dolu.

Sonuç mu yoksa süreç mi hayatı anlamlı kılar?

Başlangıç olarak bu konuda tamamen acemice gözlemlerim olduğunu vurgulamak isterim. Olur diyorsanız sizi köşeye alalım. Çaylar şirketten tabi ki de.

Hayat sürecini düşündüğümüzde pek çok alt işler ile geçiririz/bitiririz. Mümkün olduğu kadarı ile var olan en kısa sürede en iyi sonuca ulaşmak için çeşitli yollar buluruz. Kestirme yollar, gerekli olan araç gereçleri doğru dizilim ile çalışma yerine yerlesririz. Böylece gereksiz zaman harcamayı kazanca ceviririz. Ama ya bir güne daha fazla iş yapmak ne kazandırıyor bize? Asıl sorulması gereken ne kaybettiriyor?

Sebep?

42

Tamam işe birazcık daha duygusal yaklaşalım. Herkesin aklında olduğu gibi bir miktar düşünceler içerisindeyiz. Kimiz, neyiz, neden varız, ne yapacağız?

Yaşıyoruz. Peki nasıl?

Yemek yiyoruz bazen beğenmiyoruz. Küçümsüyoruz, bu ne böyle diyor kenara koyuyoruz. Dışarıda yiyorsak garsonu aşçıyı azarlıyoruz. Çünkü bunun için çalıştık. Bunun için cebimizdeki parayı bu yemek karşılığında onlara vereceğiz. Bazen beğeniyoruz hiç ihtiyacımız olmayan hatta hiç bir zaman ihtiyacımız olmayacak kadar yiyoruz. Neden çünkü böylece yaşamaya anlam veriyoruz. Bugün bunu yedim. anılarıma bu zevki kattım. Bir sebebim var.

İçiyoruz. Bazen sabaha kadar dibini görene kadar. Sarhoş oluyor kendimizi kaybediyoruz. Raks edip meşke dalıyoruz kimi zaman. Neden yaşamaya birazcık daha inanmak ve bir sebep bulmak için. Usulca dinlendirmek için beynimizi artık boşu boşuna düşünme bak bugünü de bir anlam yükledim. Hadi mutlu ol azıcık. Beni rahat bırak. Bak sana da bir bira açtım.

Olabilecek en acizce olan ve en çok bizi rahatlatan şey televizyon seyrediyoruz, dizi şu,bu,o peki neden? İzlerken beynimizden tüm sorunları, düşünceleri atabildiğimiz için. Kim gece rahatça hiç düşünmeden usulca dinlenebilir? Tüm gün fiziksel olarak yorulan birisi. Hangimiz o kadar hakkını veriyoruz bu içine sıkışıp kaldığımız bedenin? Ya da o kadar zevkle ve fazlasıyla yediğimiz o yiyeceklerin? Nerede o kebaplar, dönerler, off bir de şimdi deli gibi bir pide olsa kuşbaşılı kaşarlı. Zevkten öldük diyelim yerken. Peki yeme sebebiyetimiz sadece bu mudur? Hayat artık sadece zevk almak mıdır? Tatmin olmak mı? Bir bakış tatmin için mi, bir parça yiyecek, bir damla dahi olsa o şarap mı bizi hayatta olduğumuza daha fazla inandırıyor? Evet. Sadece bunlar ile tutarsak artık tatmin olamayacak biriyizdir. Sıkılan asla yetmeyen. Çünkü ne yersek yiyelim tekrar acıkacağız, susayacağız, sarhoş bile olsak ayılacağız. Bunları her geçen gün fazlası ile devam ettiremezsek ne olacak? 140 kg olsak mesela? Ya da alkolü kanımızdan hiç arındırmasak? Mutlu olacak mıyız? Ya da tatmin? Ya da sabahlara kadar sevsek? Yetecek mi peki bunlar?  Yetmeyecek arkadaş kandırma kendini. Hadi bir doz/yudum daha al. Seni doyuracak, tatmin edecek, hayatta olduğunu inandıracak bir doz/yudum daha al.

Belki de gerçekten her şeyin cevabı 42’dir ve biz boşu boşuna bu kadar işkence çekiyoruz. Bu döngüler ile hayatı sürdürüyoruz.

Hadi bir döngü daha kur da hayata geri dönelim.

Yolculuk

Bir yola çıkarız hayatta ve bazı şanslı insanlar bu yolları katederken. Peki neden şanslı ya da şanssız?

Yollar, insanlar, ağaçlar ve toprak geçer gider. Asla bir daha aynı olmayacak binlerce hayat yanımızdan alıp geçiyor. Ve uyuyoruz tıpkı hayatta olduğu gibi. Kusursuz bahanelerimizi kenara atarak usulca uyuyoruz. Kaçan hayatlara değil de sanki yakalayacağımız şansları da kaçırırcasına uyuyoruz(Uyanın Ulenn). Hadi bi uyku arasında gözümüzü açtık, hafifçe bakındık etrafa usulca. Karanlıklar içerisinde seni sıcacık tutan(mevsim kış oldu tabi üşüyoruz). Gözümüze bir şey takılıyor. Kapı aralık(espiri yapılmayacak burada), gözlerimiz buğulu zaten, gölgeler bize oyun yapıyor. Birileri geçiyor hayatımızın dibinden. Fark etsen kalkacaksın bakacaksın. Belki bi sigara yakıp düşüneceksin pencereden sokağa bakarken. Göreceksin gecenin son demlerinde usulca ama inadına yanan sokak lambasını sayesinde yoldaki bir kediyi. Neden uyumuyor bu acaba diyeceksin. Düşüneceksin, ne yaptığını, ne yapacağını. Uykunu kaçıracaksın. Kimlerin etrafından geçtiğini o an fark edeceksin. Tam bu anda hadi canım diyeceksin. Belki bir yudum su içeceksin. Yatayım diyeceksin. Usulca kafanı yastığa koymayı isteyeceksin ama içinden, en derinden uykunu kaçıracak düşünceleri engelleyemeyeceksin. Yola çıktın artık. Duramazsın. Aramıza hoş geldin. Hayatı uyuyarak değil de rahatsız olarak, bi sağa bi sola dönerek devam edeceksin.

Farkli olmak

Bir minibüsün arka koltuğunda otururken sadece birilerinin düşündüğünden daha uzun ya da kısa olduğun için hayattan acı çekersin. Sırt ağrısı başta olmak üzere türlü fiziksel eziyet dışında diğer yolcular tarafından da bir yargılanma ve şikayet bakışları içerisinde yapılıyor bu yolculuk.
Neden standart ve kim belirliyor bu standartları? Genel yapıda analizci arkadaşlar oturuyor hedef kitleyi inceliyor. Bunlardan büyük orandaki benzerliği çıkartıyorlar ve sonuç pek çoğumuza asla uymayan ürünler oluyor. Ve biz şikayetçi olsak da ufak bir yüzde oluşturduğumuz için dinlenemiyoruz. Bu örneği toplumsal ön yargı ve ahlak/kültür yapısına da benzer yıllardan beri süre gelen bir görüş içerisine girildiğinde o standartlara uyman beklenir. Pek mantıksız gelen bu işlem sayesinde/yüzünden toplum parcalanmadan hayatına devam ettirildiği öne sürülür. Ufak bir çoğunluğumuz ise büyük hasarlar içinde yaşamaya belki de ölmeye itekleniriz. Iki örnek arasında yapılamayacak şeyler yok mu derseniz mutlaka var. Şikayet edeceğime başka yolları deneyebilirim. Hem masraflı hem de yıpratıcı ilk zamanlar peki ya sonra?