Category Archives: Uncategorized - Page 2

Griple yaşanan aşktan alıntılar

Yalnızlıktan sıkıldığımızda artık soğuğu almalıyız bedenimize. Bir anlık hevesler ile sıcak bedenimizdeki ufak bir ürperti ile aşk başlar. Her aşk başlangıcı gibi yanakların kızarması, anlamsız hislerin belirmesi ile devam eder. Şimdi usulca yatağa uzanın ve aşkınızın meyvelerini afiyetle yiyebilirsiniz. Burun akması, anlamsız bir duygusallık ve gereksiz düşünceler silsilesi. Oysa aşkınız ondan başka hiçbir şey düşünmemenizi sağlayacaktır. Ansızın gelen aşk nöbetleri ile içinizde çoşan aşk burnunuzdan gelecek, boğazınız düğümlenirken insanlar halinize bakıp üzülecekler. Sen içindeki aşk ve meşk ile yanarken birileri senin haline üzülüp sana destek olamaya çabalayacaklar. Sevgileri ile pişirdikleri çorbalar boğazından geçemeyecek aşkından. Aşk ile yanarken bknz(yanaklar al,al mide içinde böceklerin uçuştuğu) bir yandan kurtulmak için daha fazla aşka sarılırsınız bir yandan da sevgi ihtiyacınızı bir başkasından karşılamaya çalışırsınız. Çünkü aşk sevgiyi içermez, merhamet etmez size. İnsan gerçekten aşk’a mı sevgiye mi ihtiyacı var sorusunun cevabını sadece gripken alabiliyor. Ve gerçekten kimi sevmeniz gerektiğini o fısıldıyor kulağınıza.(Bademcikleriniz kafanızdan daha büyük hale gelmediyse tabi ki)

Yazardan not: Aşkı ve sevgiyi arayanlara kış mevsiminde tek tavsiyem grip olun ve gerçek aşkı ve sevgiyi tadın

Düşten Gerçeğe

En çok sahip olmadığımız şeyleri düşünüp onları arzularız. Elimizde olanların kıymetini bilmeme değildir bu. Elimizde olanların düşündüğümüzde şükretmemiz gerektiği söylenir. Var olanları düşünürken olması gerekenleri düşünüp onları ele geçiremeyiz. İdea dünyayı ilk öncede düşlerimizde oluşturduğumuzu, gerçeğin değil de hayal edilenin olması için uğraştığımız bir evren/dünya/ev/hayat hayal ederiz. Buradan 2 konuya dallanmak istiyorum aslında.

İlki var olmayan bir şeyi hayal ederek gerçek kılma çabası. Yaratıcı olduğumuz konuları biliyorum. Bir ilham gelmesi ile yaratıcılığını önünü açıyoruz. En azından öyle geliyor. Bazı şeyler sadece düşünerek buluyoruz. Bakınız bilim. Bir yere ulaşmak için oturup düşünüyoruz. Bir yol izliyoruz. Peki ya özgürlük düşüncesi?

İkinci olarak da özgürlük düşüncesi geliyor. Ancak özgürlük düşüncesi nereden geldiğini değil de kimler tarafından verildiği bilgisi var elimizde [1]. İlk olarak dini seçme özgürlüğü gelmiş gibi görünüyor kaynaklarda.

Düşünürken aklımda olan, ilk önce düşünebilme özgürlüğü olması gerekiyor. Düşünüp bulabilesin özgürlüğünü, Sonra düşüncelerini birine anlatabilmelisin ki bu düşünceden/düşten haberdar olsun. Sonrasında sahip olduğumuz diğer şeylere, yeme-içme, uyuyacak yer, din gibi konularda düşünmeye başlamak gerekli. (düşler/düşünceler güncesi)

Bu kadar üzerine düşündüren şey ise yine bir şarkı/klip.

Eşleşen ruhların eşleşemeyen bedenlerin halleri

Bir şarkı bile eşleşen (eşleşen denildiğinde aklımıza sadece bluetooth gelmesi – en azından) ruhların huzursuzluğunu nasıl da bilemiyoruz artık. Kelimelerin anlamı, ezginin kalp ritmimize yaptığı baskı göğüs kafesi sıkışırken, kendimizi tanımlayamadığımızı fark edemiyoruz yine. Çok basitti aslında ruh denilen şey, ya da kalp atışları, biraz hormon, az kimya bilgisi ile alsak hep mutluluğu en hızlısından. Ne diye arayıp durduğumuzu bilmeden bakınıyoruz boş gözlerle etrafa, ufacıcık bir kıvılcım çakmasını için ömürlerini verene ruhları, ömürlerin bitmesin diye uykusuz kalamayan bedenlere sıkıştırdık. Bir tutam özgürlüğü çok gördük ruhlarımıza. Kafamızı kaldırıp baktığımızda görebildiğimiz sonsuz uzayı hayal bile edemezken, ondan kendimizi bu kadar ayıklamak neden ki? Hep sorularımızı sorup asla cevap alamazken nasıl kavuşacaktı ruhlarımız özgürlük bayrağına. Bedenlerimizi geride bırakabildiğimizde ruhumuzu kaybederiz diye korkudan ölmeseydik keşke. Ruhlarımızı özgürleştirirken kaybettiğimiz bedenlerimizi biri bulursa kenara kaldırsın birileri üstüne basıp geçmesin.

Taşındım

 

IMGP7482

Sadece bir gözlemci olursan kendi hayatını ıskalarsın. Hayatın ana kuralı şöyle ifade edilebilir: Olabildiğince iyi
yaşa. Hayat bir oyundur. Kurallarını öğrenmek istiyorsan içine dalmalı ve her yönüyle oyuna katılmalısın. Yoksa sürekli değişen bu oyun karşısında bocalarsın. Oyuna katılmayanlar hep sızlanır ve şanssızlıklarından yakınır. Şanslı olmanın biraz da kendi ellerinde olduğunu görmeyi reddederler.

Darwi Odrade – Dune Rahibeler Meclisi

Bir kitaptan alıntı yaparak başlamak çok bilgece geldiği için böyle başladım. Bu yazıda aslında delice gelebilecek bir kararla hayatımı ve rahatlık alanımı terk ederek bir öğrenci yurduna taşındığımı oda arkadaşımla “Nestle BreakFast Cereals” yiyerek geçiriyorum. IMGP7485

 

Yeniden öğrenci olmak garip bir his. Uzun süredir “çok mu pahalı ne” diyerek geçirmediğim zamanımı artık kemer sıkma politikası ile geçiriyorum. Bir yandan ingilizce konuşma/anlama çabalaması içinde geçirip bir yandan da analog film banyosuna katılıyorum. Hayatın neler getireceğini evde/yurtta oturarak beklemektense çantamı alıp dışarı çıkmayı istiyorum. Yeni insanlar ve yeni hayatlarla tanışmak kendine biçtiğin rolü oynamaktan belki daha önemlisini farkında olmadan üstleneceksin.

Hayat sokakta. Çıkmazsan rol alamazsın.

Buyur

Kafanı koyabileceğin bir kucak bekleme, ben sana boş koltuklar verebilirim tek kişilik. Hem de yanı başımda sıcak bir kahve paylaşmam seninle, sıcak bir sohbeti iste benden. Kahveleri daha önemli yapma hayatında iki satır düşüncelerimden. Fazla aydınlık bir yer bekleme, uyuklarım ben koltukta. Hadi kalk yat yerine dediğinde ise sevdiğimi söylerim gidiş gelişleri uyku ile uyanıklık arasında. Hadi gel boş koltuk var. Bolca konuşulacaklar var. Uyumaya değil hasrete gel.

IMG_20141212_220415

Gönlünü uzat çarpan dalgalara

Gönlünü uzat kıyıya çarpan dalgalara,

Usulca otur,

Derin derin nefes al ki gelsin özlem kokuları ciğerine,

Heyecana kapılma ya da korkuya,

Alamazsın kokusunu kesik soluklarda, Varamazsın farkına  arzularının.

Usulca uzat gönlünü çarpan dalgalara.

IMG-20150321-WA0003

Sonsuzluk kaç saniye sürer?

Sonsuzluk/ölümsüzlük kişi için benzer/özdeş anlam taşıdığını düşünüyorum. Peki nereden geldi bu sonsuzluk isteği?

İlk bu düşünce (sanırım) yakınlarımızdan birinin öldüğünün söylenmesi/görülmesi ile aklımıza yerleşir. İlk korku, ilk tutku o anda başlar. Hayatımıza bir anlam yüklemeye başlarız/çalışırız. Bir sebebi olmalı bizim şu anda var olmamızın(gerçekten varsak). Bir neden için yanarız. Tek olmaya çalışırız. Önemli olmaya çalışırız. Çünkü bir şekilde biteceğini öğrendik hayat dediğimiz bu şimdiler dizisinin. Bir kanıtlama sonrasında (hatırlanmalıyız çünkü başkalarına kanıtlamalıyız gerekli olduğumuzu). Farkındalık gelir kimilerine, bir şeyleri göstermeye değil de bu oyunu oynamaya ve keyif almaya geldiğimizi fark edebiliriz.

Yaşadığımızı anlayabilmeliyiz ki öldüğümüzü de anlayabilelim. Bunu düşündükçe sadece bugünü hatta şu anı yaşayabildiğim gerçeği ile yüzleştim. Geçmiş rakı sofrası için meze. Gelecek ise yürünmesi gereken bir yol. Ancak şimdi geçtiğin yerin farkında olman gerekiyor. Parçaları birleştirdiğinde anlamlı bir sonuca ulaşabilmek için(dünyayı ele geçirmeyi dahi isteyebilirsiniz[0]) anlarında önemli olduğunun farkında olmak gerekiyor. Koşuşturmaca arasında durup bazen herşeyi bir kenara bırakıp kitap okuyabilmeli insan[1] sadece göğe de bakabilmeli[2,3,4]. Birilerine bir şeyler kanıtlamaktan vazgeçenler olarak sabahı nasıl yapacağımızı düşünürüz. 4 duvar arasında kapalı kaldığın her dakika gitmeyi hayal ederiz. Nefesimiz daralır. Ölüme yaklaştıkça yaşadığımızı hatırlarız. Hatırladıkça yaşamı keyif almamız gerektiğini bir kez daha düşünürüz. Ölmeye değil de yaşamaya geldiğimizi fark edelim göğe bakarken.

Bir yol öyküsü

Bağımlılıklardan kurtulmak için gerilen kaslarının farkına vardığında(sırtında sırtında) çantanı hazırlamak için çok bekleme. Yola çıkma zamanın gelmiştir demek. Bir çanta ne büyüklükte olacağını yol karar verecek. Gerçekten neye ihtiyacın var? Sulu yaz meyveleri mi? yoksa ılık bir çay mı? çantana koyabileceğin şeylerin sınırlı olması (izleyiniz:[0]) size hem sınır hem özgürlük verecektir. Yanınıza aldığınız her şey eski kimliğiniz(ki bundan bunaldınız) bir parça olacak. Yiyecek/içecek, okuyacak, düş kuracak ne varsa bir kenarda bırakmanız gerekecek. Yükünüz ne kadar ağır olursa amacınıza o kadar geç/yavaş ulaşacaksınız. Yol sizin kim olduğunu sormayacak(bknz:[1]). Sadece yolda olmanız önemli. Alışkanlıklarınızı kenara bırakarak gerçekten isteklerinize ulaşabilirsiniz. Parçalanmış ruhunuz alışkanlıklarla bir arada tutmaya yüz tutmuş ruhunuzu özgür bırakarak yeniden özgür olma yolunu seçmesine izin verin. O monofonik/polifonik/çoklu aşırı şarkılı çalan telefonlarınızı ve mp3 oynatıcılarınız arkanızda bırakın ve yeni sesleri duyabilmeye çalışın. Rüyalarınızda işiniz, alışkanlıklarınız olmasın. Renklerin birbirine karıştığı geleceğe değil de o anı beyninizin yaşamasına izin verin. En son ne zaman rüya gördünüz? Umutlu uyandınız yatağınızdan. Bunu düşündüğünde insan artık karşı marketinden alınacak olan serin meyveleri düşünmek yerine sıcakta yürünecek kıyıları, insanları düşünmek istemeyecek misiniz? Kıramaz mısınız kabuğunuzu. Belki toprağını beğenmemiş bir bitki olacaksınız, bu toprakta ölmeyi, belki de büyüyüp çocuğunu(poleni) başka topraklara mı göndermeye çalışacaksınız? Hadi kalkın ayağa ve yürüyün güzel topraklarda vakit geçirin. Dinlenin usulca, ama yolda olmayı unutmayın. Göçebe bir toplumdan yerleşik hayata geçmeye çalışan insanlara dönüşmek bir umutsuzluğun sebebini bilmeden yaşamaya çalışmak neden?

 

Yakında yola çıkmak üzere. Biraz daha dinlenmeyi bilmek üzere.

Açılın acelem var

Bunu her gün sıkça düşünüyoruz bir şekilde içimizde yaşıyoruz. Son dakikada servise otobüse yetiniyoruz. Neden?  Basit ekmek parası için düşünüyoruz. Seçtiğimiz işleri evden uzakta seçiyoruz çünkü işe yakın ev pahalı hayat pahalı ulaşım pahalı zaten iki yakayı bir araya getirmeye çalışırken geriliyoruz bir de buna işe okula gitmeyi ekleyin hop kargaşa. İnsanlık içinden bencil yaratıklara dönüşüyoruz. Her an küfreden her sıkıntıda birbirimizi boğazlayacak duruma geliyoruz. Yer bulabilirsek de uyukluyoruz hemen. Vucut yorgun bitik. Sallanma stres geçim zımbırtısı derken ne uyku uyku ne gün gün olabilir hale geliyor. Dur kalklarda, 1 dk ile yetiştilen vapurlarda mutluluğu bulup binilemeyen otobüse küfür yağdırıyoruz. Ağır aksak ulaşımın da her şekilde canını çıkarıyoruz. Metrodan çıkarken aceleyle koşanlar gibi aynı yolda aynı aceleyle makas atanlar öldüreyazıyor hayatlarımızı. Bazen çok boş gelse de evden çıkmak zorunda olunca biz de katılıyoruz bu nefret ordusuna. Bir gün mantıklı olabilecek miyiz acaba?

Bir sona varmak?

Bir sona vardığını nasıl anlar insan? Döngülerden nasıl kurtulur ya da kaçabilir acaba? Hayatta her şeyin bittiğini inancını kalbimize nasıl gömebiliriz ki. Evrenin genişlediğini öğrendiğimizde hayatta sonlandırmayı düşünemiyorum. Bu bir kısır döngüyü kıran etkenler içindedir sanırım. Parça parça olunur bu döngü kırgınlığı. İnsanlığın devam için ailelerimizin bıdı bıdı yap demesi insanın döngülerinin bitmesini engellemek için sanırım. Bilinçsiz bilgileri ile hayatı bizim etkilerimiz dışındaki etkiler harici bir sürekliliği devam ettirmek için uğraşan insanlara selam olsun.

Her döngü bir gün biter. Ne kıracak bu döngüyü bunu düşünmek lazım, belki de tamamen unutmak. Asla bizim elimizde olabileceğini düşünmemek. Ya bizim elimizdeyse kapatma düğmesi?

ps:http://vimeo.com/109094419